'Her şeye koşturan yorgun savaşçıyım' | Kadınlar Matinesi
Kültür / Sanat

‘Her şeye koşturan yorgun savaşçıyım’

İlk sinema filmi ‘Şansımı Seveyim’de Yaprak karakteriyle karşımıza çıkan Zeynep Tuğçe Bayat, kendi şansını yaratanlardan. Hukuk, oyunculuk ve daha sonra İspanyolca eğitimi alan güzel oyuncu ile buluştuk

Şimdi Oriflame'e katılın!

Oyunculuğu küçük yaşlarda kafaya koymuş Zeynep Tuğçe Bayat… Aslında hukukçu. Ama sevdiği işi yapmak için konservatuvara da girmiş. Okurken 1 yıl İspanya’da Escuela Superior de Arte Dramatico de Sevilla’da oyunculuk ve dil eğitimi almış. Televizyon macerasına reklam filmleriyle başlayıp dizi, tiyatro ve son olarak da sinema filmi ekledi. İki gün önce vizyona giren ‘Şansımı Seveyim’ adlı filmde Yaprak’ı canlandırıyor. Film, bir insanın başına gelebilecek tüm şanssızlıkları eğlenceli bir dille anlatıyor. Filmindeki karakterinin tersine o ise hayatında kendi şansını yaratanlardan…

Hikâyen nerede, nasıl başladı?

1990, Mersin doğumluyum. Küçüklüğümden beri istediğim tek şey oyuncu olmaktı. Ama okulda notlarım hep iyi olduğu için üstümde hafif bir baskı vardı. Ailem, “Notların çok yüksek. Sanat ile hobi olarak ilgilenebilirsin” dedi. Marmara Üniversitesi Hukuk Bölümü’ne girdim ve bir yandan da Duru Tiyatro’da Emre Kınay’ın asistanlığını yapmaya başladım.

Ne güzel…

Evet böylece sahne arkasında tiyatro maceram başladı. Kostüm, ışık, dekor her aşamasını gördüm. Bu arada okulu bitirdim.

Sevdin mi bölümünü?

Hukuk okumayı sevdim ama meslek olarak yapmayacağımı biliyordum. Bir taraftan reklam filmlerinde oynamaya başlamıştım. Kendimi oraya çok kaptırmadan eğitim almak istedim ve Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne girdim. Okulun ikinci sınıfını İspanya’da okudum. Bana kattığı en önemli şey dil oldu. Dansın ve müziğin kenti Sevilla’daydım. Orada müziğe ilgim başladı. Döndükten sonra dizilerle birlikte full time çalışma temposuna girdim. Ama ufaklıktan beri böyleydi, her şeye koşturmaya çalışan bir yorgun savaşçıyım.

Sürekli bir şeyler denemeyi seviyorsun anlaşılan…

Evet, konservatuvarda şarkı söylemeyi de öğreniyorsunuz ama beste yapmak, kendi şarkımı söylemek İspanya’dan sonra oldu. Şarkı besteliyorum, söylüyorum güzel bir hobi geliştirdim kendime.

‘İLK SİNEMA FİLMİM OLMASI DİZLERİMİ TİTRETİYOR’

Emre Kınay’ın oyunculuk maceranda nasıl bir etkisi oldu?

Biraz utangacım. Uzun süre yönetmen olmak istediğimi düşünmüş, çünkü hiç “Beni de oynatın” demedim. “Bu işin okulunu okumalıyım” diye düşündüğüm için öyle bir hak görmüyordum kendimde. Konservatuvar sınavına gireceğimi söylediğimde Emre Abi, “Deli misin, neden söylemiyorsun bana. Biz seni yönetmen olacaksın diye düşündük” dedi. O da çok destekledi. Şimdi de yeni oyunlarında Sahnesi’nde Shakespeare’den ‘Fırtına’da oynayacağım. Ekim ayında prömiyer olacak.

Sen biraz da kendi şansını yaratanlardansın…

Evet, biraz kendim tırmaladım. Yani “Yolda yürüyordum da hadi gel” diyen biri olmadı. Yorgun savaşçı tabirinin hakkını verdim.

‘Şansımı Seveyim’in seni heyecanlandıran yönü neydi?

İlk sinema filmim olması dizlerimi titretiyor. Komedi olması da güzel. Ne kadar dil bilirsen ya da enstrüman çalarsan iyidir ya, bir oyuncu için de dram ve komedi oynamak altın bilezik gibi.

Yaprak, bahtsız bir adamın âşık olduğu bir kız…

Kendi halinde, doğal bir kız olması ilgimi çekti. Şanssız bir adam var karşısında ve onu hep yanlış anlıyor. Tepkileri doğal. Şekilci bir kız değil.

Hayatında “Şansımı seveyim” dediğin an neresi?

Biraz melankolik bir tarafım var. “Şanssızım” dediğim anlar hep bir şansa dönüşüyor. Tanıştığım her insanın ya da bulunduğum her noktanın ileride bir kapı açacağına inanıyorum. İspanya’yla iletişimim sürüyor. Hayalim, uluslararası alanda yabancı dilde oynamak.

İspanya’da ajansa bağlı mısın?

Evet, orada da benimle ilgilenen birileri var. Şanslıyım bence, nazar değmesin.

‘DOĞANIN İÇİNDE BİR SANAT KOMPLEKSİ HAYALİM VAR’

10 yıl sonra neler yapmış olmak istersin?

Resimden heykele, müzikten oyunculuğa tüm sanatların birliğine inanıyorum. Hayalimde doğanın içinde bir sanat kompleksi yaratmak var. Ailem de ufak ufak temellerini atıyor, organik tarım ile uğraşıyorlar. İzmit, Kandıra’da halamla birlikte Nar Köy adında bir yerimiz var.

Halan Nardane Kuşçu’nun tohum bankasını biliyorum, çok değerli bir şey yapıyor…

Onu herkes tanıyor, çok mutlu oluyorum. Halam, tohum bankasına çok önem veriyor ve dünya için, gelecek için güzel bir şey yapıyor.

Sen de sağlıklı besleniyorsun bildiğim kadarıyla… Aileden gelen bir şey demek ki…

Evet, şu ara ona kafayı taktım. Çünkü yediğim şeylere bağlı olarak nasıl hissettiğim de değişiyor. Ailemden çok fazla şey öğreniyorum. Hatta bazen “Dünyada böyle bir şey varmış, bunu da ekelim hala” dediğimde “Ben farkındayım zaten onun tohumunu böyle yaptım” diye anlatır. Organik tarım çok popüler oldu ama ne kadar yaygınlaşırsa erişilebilirliği o kadar artacaktır.

Etiketler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir